Menu

Türkçe Yok Olma Tehlikesiyle Karşı Karşıya mı?

Nurettin DEMİR tarafından yazılan “Türkçe Yok Olma Tehlikesiyle Karşı Karşıya mı?” başlıklı makalenin bir kısmı buraya alınmıştır. 

 

Popüler yayınlarda, Türkçenin başka dillerin etkisiyle büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduğu, bu etkiye karşı konması gerektiği sıkça dile getirilmektedir; hatta “Türkçe giderse Türkiye gider” türü sloganlar kitap kapaklarında yer almaktadır (Sinanoğlu 2002). Dil ilişkileriyle ilgili yayınlarda, etki altında dillerin yok olup olamayacağı sorusu ele alınmıştır. Gerçekten de dillerin artan oranda tehlikeye maruz kalması ve ölümü, küreselleşmenin günümüzdeki diğer türleri gibi varyasyonu geri döndürülemez bir biçimde yok edeceği bir gelişme, dünyanın her yerinde 7 gözlenebilmektedir.

Avrupa dilleri, Arapça, Hintçe, Mandarince ve Endonezya dili gibi ana ‘katil diller’in büyük bir yok etme faaliyeti sürmektedir. Çoğu “kurban diller” Avrupa kökenli olmayanlardır. Yeryüzündeki dillerin yarıdan fazlasının, yüksek konuşur sayısına sahip olmakla birlikte, hakim bir dilin ekonomik ve kültürel baskısına uğradığına ve aynı şekilde tehdit altında olduğuna inanılmaktadır. Dilin ortadan kalkması bazen canlı türlerinin ortadan kalkmasıyla karşılaştırılmaktadır.

Güçlü dil zayıf bir dili silip süpürmektedir (Johanson 2002). Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan dillerin hepsi, yabancı özelliklerin yoğun biçimde kopyalanması sonucunda ortaya çıkmış değişmeler gösterirler. Fakat, dillerin zayıflamlarındaki asıl neden, kopyalamadan kaynaklanan yapısal bozulma değil, sosyal işlev kaybıdır. Diller, kendilerine ihtiyaç duyulmadığı, yani ailelerin bu dili kendi çocuklarına aktarmak için çabalamalarını gerektirecek yeterli sosyal işlevleri kalmadığı zaman yok olup giderler. Genç kuşak, daha çekici ve prestijli bulduğu için baskın bir dile yönelince tehlike başlar ve genç kuşak kendi dilini koruması halinde düşük prestijli durumda kalacağı için, sık sık baskın dilin tek dilli konuşuru haline gelir (Johanson 2002).

Konuya genel Türkçe açısından bakınca, Türkçenin kimi kollarının yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu, kimilerinin ise daha bilinen zamanlarda yitip gittiğini gözleyebiliyoruz. Türkiye Türkçesi açısından ise, bugün yok olma tehlikesi diye bir şeyin olmadığını rahatça belirleyebiliriz. Çünkü bu dil aşağı yukarı 70 milyon insanın ana dili durumundadır. Binlerle, yüzlerle ifade edilen konuşura sahip, herhangi bir yazılı geleneği olmayan, prestijsiz dillerin dahi kolayca yok olmadığı bir dünyada Türkçenin yitimi diye bir durum bu nedenle söz konusu değildir.

Türkiye Türkçesinin durumuna bakacak olursak, bu dilin bugün Türkiye, KKTC, Bulgaristan ve Yunanistan başta olmak üzere Balkan ülkeleri gibi, eskiden de varolduğu bölgelerde ana dil olarak konuşulduğunu görmekteyiz. Ancak burada özellikle vurgulamak istediğim bir başka bölge daha vardır. Türkçe başka diller karşısında gerilemek şöyle dursun, tarihte olduğu gibi günümüzde de genişlemesini devam ettirmektedir. 1960’lı yıllardan itibaren Türkiye, bugün Avrupa birliğini oluşturan ülkelerin bazılarına iş gücü ihraç etmiştir. Avrupa birliği sınırları içerisindeki Türk nüfusun sayısı üç milyonu aşar ki bu sayı kimi Avrupa devletlerinin nüfusundan daha fazladır. Bu aynı zamanda Türkçenin konuşulduğu alanın son 50 yılda en az üçbin km. daha batıya kaydığı anlamına gelmektedir. Elbette bu Türkçe, Türkiye’dekinden farklı şartlar altında varlığını devam ettirmekte, kendine has kimi özellikler geliştirmektedir. Bu ülkelerdeki Türkçe varyantlar için uzmanlar arasında Almanya Türkçesi, Hollanda Türkçesi gibi terimler kullanılmaktadır. Ne ad verilirse verilsin, sonuç olarak bu insanların dili Türkçedir. Demek ki Türkçenin konuşulduğu alanda da Türkiye Türkçesi açısından bir daralma değil, genişleme olmuştur!

Her dilde olduğu gibi günümüz Türkçesinde de, yerel, sosyal kaynaklı birden çok varyant rekabet halindedir. Özellikle konuşma dilinde zaten var olan çeşitlenme, özel televizyon kanallarıyla daha da görülür hale gelmiştir. Türkçe daha önceki dönemlerde olduğu gibi, konuşurlarının başka dillerle ilişki sonucu doğan ihtiyaçlarına cevap vermek için yine başka dillerden yapmış olduğu genel veya seçilmiş kopyalar yoluyla kendi imkanlarını geliştirmektedir. Ama bu, sanıldığı gibi bir kirlenme, yozlaşma değil, gözümüzün önünde cereyan eden ve iyi anlaşılması durumunda bizi geçmiş dönemleri aydınlatmakta da çok işimize yarayacak sonuçlara ulaştıracak bir değişme sürecidir.

Makalenin tamamını okumak için tıklayın

 

Bu sitedeki yazı, görsel ve diğer tüm materyaller telif hakkı kapsamında olup lisansı ile korunmaktadır. TürkDili.com site yönetiminin yazılı izni olmadan materyallerin tamamının veya bir kısmının kopyalanması, dağıtılması, başka mecralarda yayınlanması suç teşkil eder.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir